• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/DuaKutuphanesi
  • https://plus.google.com/102328160961844257534/posts
  • https://www.twitter.com/DuaKutuphanesi
Kelime-i Şehadet
Takvim
Hediyelik Dualar
Kur'an-ı Kerim
Evliyalar Ansiklopedisi
Büyük Şafii Fıkhı
 Büyük Şafii Fıkhı
Hayatu's Sahabe

Rahmet ve Şefkati Herkesi Kuşatmıştı

İslam’ın dünyayı kuşan merhamet şiarı ile Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in şahsında vukuu bulan merhamet ve şefkat pınarı. Efendimiz (s.a.v) döneminden bir merhamet kıssası…




Hicretin 8. yılıydı… Peygamberimiz büyük bir ordunun başında Mekke’ye doğru ilerlerken, Arç vadisinde, yolları üzerinde yeni doğmuş yavrularını emziren bir köpek gördüler. Peygamberimiz derhal Cuayl b. Suraka adlı sahabiyi çağırdı ve süt emen yavruların önünde durarak onları atlardan korumasını ve ordu geçinceye kadar orada nöbet tutmasını istedi.
Emir hemen yerine getirildi, ordunun yolu yana kaydırıldı. Böylece İslâm’ın kâinatı kuşatan rahmetinden aciz ve zayıf yavrular da hisselerine düşen payı almış oldu.  ( (Vâkıdî, Megazi, II, 225)

Rahmet ve Savaş Peygamberi

Harp hali dışında kimseye bir fiske bile vurmamış ve hemen hemen hiçbir Müslümana beddua ve lanet etmemiş olan Hz. Peygamber, bu tavrın dışına taşıp bir Müslümana inkisarda bulunduğunda bunu o Müslüman için bağışlanma sebebi kılmasını Allah'tan dilemiştir.

O (sav) sadece Müslümanları pusuya düşürerek öldüren düşmanlara lanet etmiştir. Merhamet-i Muhammediyye, halkı irşada giderken haince şehid edilen Müslümanlardan yana tavır almış, onlara bu haksızlığı yapanları lanetle karşılamıştır. Bu da oldukça tabiidir...

Çünkü O, harpte bile öldürmeyi değil, gönülleri İslam ile diriltmeyi dikkate alan müşfik ve fakat tedbirli bir komutandır. O'nun "Ben rahmet peygamberiyim, ben savaş peygamberiyim." beyanı bunu tescil etmektedir. Bu, harbin merhamet-i Muhammediyye sayesinde imha vasıtası olmaktan çıkması demektir.

Kadınlara, çocuklara, muharip olmayan sivil halka, mabetlere ve din adamlarına dokunmamayı, çevreyi yakıp yıkmamayı, bir kişinin hidayetine vesile olmanın, dünyalara sahip olmaktan daha hayırlı olduğunu, yani fütûhu'l-kulûb'un fütûhu'l-buldan'dan önce geldiğini hep O öğretmiştir. Esirlere insanca muameleyi, anne ile yavrusunu - esir bile olsalar- ayırmamayı O emretmiştir. İnsanlar, organları kesilmek suretiyle öldürülmekten (müsle), işkence edilmekten, kız çocukları diri diri toprağa gömülmekten O'nun irşadlarıyla kurtulmuştur.

O'nun "Savaş Peygamberi" oluşu "Rahmet Peygamberi" vasfına asla ters düşmemiştir. Zira O, savaşı da rahmet eylemi haline getirmiş, ilay-ı kelimetullah için son bir çağrı vesilesi ve uygulaması şekline dönüştürmüştür. İslam olma davetini kabul etmeyen ve Müslümanlara silah çekenlere karşı savaş yapmıştır. İman ettiğini söyleyenlerin hangi hal ve şartta olursa olsun öldürülmemelerini ilke haline getirmiştir.

Cihadı bir kahramanlık gösterisi veya çapul, güncel ifadesiyle sömürü vasıtası olmaktan çıkarmış, insanların hakkı görebilmeleri ve kabullenmeleri için son çare olarak uygulamıştır. Bu, tedavide cerrahi müdahalenin son çare olarak kullanılması gibi pek tabii ve hatta zaruri bir tavırdır. Bir başka ifadeyle, İslam'da silahlı mücadele tıptaki cerrahi müdahale konumundadır.

Bu sebeple de cihad bir rahmet ve şefkat ilkesi ve uygulamasıdır. Hem savaş hem de barış anlamına gelen "melhame" kelimesinden hareket ederek Hz. Peygamber'in "ene nebiyyu'r-rahme ve ene nebiyyü'l-melhame" ifadesini "Ben rahmet peygamberiyim, ben salah ve barış peygamberiyim" diye anlamak ve yorumlamak da mümkündür.

Nitekim Mekke fethine giderken son resmî geçit esnasında Ensar'ın komutanı Sa'd b. Ubade, Ebû Süfyan'a duyuracak şekilde "Bugün büyük savaş günüdür" diye bağırmıştı. Ebû Süfyan'ın şikayeti üzerine Hz. Peygamber " Bugün Allah'ın, Kâbe'nin şanını yücelteceği bir gündür. Bugün merhamet günüdür..." diyerek Sa'd b. Ubade'nin sözlerini düzeltmiş ve fetih gününü merhamet günü olarak ilan etmiştir.

Bu beyan ve arkasından, Kâbe'yi putlardan temizlediği halde, kendisini sekiz yıl önce Mekke'den hicrete mecbur eden Kureyşliler için ilan ettiği genel af, Hz. Peygamber'in ne anlamda ve nasıl bir savaş ya da barış Peygamberi olduğunu göstermektedir.

Hz. Peygamber, Allah'ın birliği inancının inananlara kazandırdığı yepyeni bakış açısıyla, hukuk bakımından herkesin aynı ve eşit olduğunu, kimilerinin doğuştan haklı, kimilerinin de doğuştan haksız olmadığını, bitki, hayvan, tabii çevre gibi insanla alakalı diğer yaratıkların da belli haklara sahip ve şefkatle muameleye layık olduklarını hem ilan etmiş hem de fiilen göstermiştir.

Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   236 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam1
Toplam Ziyaret64967
Editörün Seçtikleri
Kütübü Sitte
Dua İstiyorum