• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/DuaKutuphanesi
  • https://plus.google.com/102328160961844257534/posts
  • https://www.twitter.com/DuaKutuphanesi
Kelime-i Şehadet
Takvim
Hediyelik Dualar
Kur'an-ı Kerim
Evliyalar Ansiklopedisi
Büyük Şafii Fıkhı
 Büyük Şafii Fıkhı
Hayatu's Sahabe

Peygamber Efendimiz Nasıl Namaz Kılardı?

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in günleri ve geceleri, farzların hâricinde devam ettiği pek çok nâfile namazla feyizlenmişti.




Namaz; Peygamber Efendimiz’in gözünün nûru, mîrâcının devâmı idi. O, öncelikle farz namazlara karşı son derece hassas davranırdı. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in günleri ve geceleri, farzların hâricinde devam ettiği pek çok nâfile namazla feyizlenmişti.

Melik peygamber olmak yerine, kul peygamber olmayı tercih eden Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz,[1] Cenâb-ı Hakk’a yaklaştıran ibadetlere ayrı bir ehemmiyet verirdi. Her an ibadet hâlinde olan Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Yüce Rabbimizin huzûrunda dâimâ temiz olmaya gayret ederdi. Bu sebeple devamlı abdestli bulunur, mü’minleri de, imkân nisbetinde abdestli olmaya teşvik ederdi.[2] Her namaz için abdest alır,[3] yatmadan evvel de abdest almayı tavsiye ederek[4] gece gündüz dâimâ temizliğe riâyet ederdi. Zira zâhirî temizlik, bâtınî temizliği de beraberinde getirir. Her bakımdan temizlenip arınmak ise Cenâb-ı Hakk’ın dostluğunu kazandırır. Hak Teâlâ Hazretleri, ancak hadesten ve necâsetten temizlenenleri dost edinir.

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN DEVAM ETTİĞİ NAFİLE NAMAZLAR

Namaz; Peygamber Efendimiz’in gözünün nûru, mîrâcının devâmı idi. O, öncelikle farz namazlara karşı son derece hassas davranırdı. Namazlarını hemen ilk vaktinde ve cemaatle kılardı. Nübüvvetin gelmesiyle birlikte hemen namaz da emredilince, daha ilk günden itibâren Hazret-i Hatice ve Hazret-i Ali -radıyallâhu anhumâ- ile birlikte cemaat oluştururlardı. Namazlarını huzur içinde kılabilmek maksadıyla Mekke’den uzaklaşıp tenha vâdilere gider, namazlarını oralarda edâ ederlerdi. O’nun teşekkül ettirdiği bu küçük cemaat, her geçen gün büyüyerek kısa sürede bütün âfâkı sarıverdi.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in günleri ve geceleri, farzların hâricinde devam ettiği pek çok nâfile namazla feyizlenmişti. Farzlardan önce ve sonra kıldığı sünnet namazları, geceleri devam ettiği Teheccüd namazı, güneşin doğuşundan 45 dakika sonra kıldığı İşrak namazı, güneşin harâreti artmaya başlayınca kıldığı Duhâ namazı, akşam namazından sonra kıldığı Evvâbîn namazı, yatmadan evvel kıldığı dört rekât namaz, gün içinde abdest tâzeledikçe kıldığı namazlar, her mescide girdiğinde kıldığı Tahiyyetü’l-mescid namazı, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kalb-i saâdetlerinin dâimâ namaz hâlinde olduğunun bir göstergesidir.

NAFİLE NAMAZLARIN KILINIŞI İÇİN TIKLAYINIZ

Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, sefere çıkarken namaz kılar, yolculuk esnâsında devesinin üzerinde uzun uzun nâfile namaz kılar, dönünce de yine evvelâ mescide uğrayıp iki rekât namaz kıldıktan sonra hâne-i saâdetine giderdi.

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (S.A.V.) KILDIĞI NAMAZLAR

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, sevindiğinde, güzel bir haber aldığında veya duâsı kabûl edildiğinde, Allâh’ın bu ihsânına şükür için secdeye kapanır ve namaz kılardı.[5] Kur’ân-ı Kerîm’de secdeden bahseden bir âyet-i kerîme okuyunca hemen secdeye varırdı. Üzücü bir şeyle karşılaştığında veya kederlendiğinde, yine namaz ile tesellî bulurdu.[6] neş ve Ay tutulması, zelzele gibi fevkalâde hâdiseler, yani ilâhî azametin müstesnâ tecellîleri karşısında hemen namaza dururdu.[7] Allah’tan bir hâcetini taleb edeceğinde yine namaz kılardı. Kuraklık olduğunda istiskānamazı kılardı. Zaman zaman tesbih namazı kılardı. Bir işe karar vereceği zaman istihâre namazı kılarak Cenâb-ı Hak’tan her işin hayırlısını isterdi. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Ramazân-ı Şerîf’te uzun uzun terâvih namazı kılardı.

Kur’ân-ı Kerîm’e nazar ettiğimizde, bütün bu namazlara işaret edildiğini görürüz.[8]

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, namazlarını ağır ağır, büyük bir huşû ile ve tâdil-i erkâna riâyet ederek kılardı. Kendini tamamen namaza verirdi. O’nu görenler, namazlarının güzelliğini târif etmenin mümkün olmadığını ifâde ederlerdi. Namaz kılarken ağlamaktan dolayı göğsünden, kaynayan kazan sesi gibi sesler gelirdi.[9]

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir sefer esnâsında, Dacnân ile Usfân arasında konaklamıştı. Müşrikler:

“–Onların bir namazları vardır ki, onlar için babalarından ve evlâtlarından daha kıymetlidir. Bu namaz ikindi namazıdır. Hazırlığınızı yapın, üzerlerine toptan hücûm edin!” dediler.

EFENDİMİZ VE ASHABI NAMAZLARINI VAKTİNDE VE CEMAATLE KILIYORLARDI

Bunun üzerine Cebrâîl -aleyhisselâm-, Allah Rasûlü’ne gelerek savaş esnâsında cemaatle namazın nasıl kılınacağını târif eden Nisâ Sûresi’nin 102. âyetini getirdi.” (Tirmizî, Tefsîr, 4/21)

Yani Peygamber Efendimiz ve ashâbı, harp esnâsında dahî namazlarını vaktinde ve cemaat hâlinde kılıyorlardı.

Ümmü Habîbe -radıyallâhu anhâ- anlatıyor:

“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

«Kim her gün farzlar hâricinde on iki rekât nâfile namaz kılarsa Allah Teâlâ onun için Cennet’te mutlakâ bir ev inşâ eder.» buyurmuştu. Bu müjdeyi Allah Rasûlü’nden işittiğim günden beri bu namazları kılmaya devam ediyorum.”

Bu hadîs-i şerîfi birbirinden rivâyet eden diğer râvîler de Ümmü Habîbe vâlidemizle aynı ifâdeyi kullanarak bu namazlara devam ettiklerini ifâde ederler. (Müslim, Müsâfirîn, 103)

Ebû Katâde -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

“Bir gün Mescid-i Nebevî’ye girdim. Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in, ashâb-ı kirâmın arasında oturduğunu gördüm. Ben de varıp yanlarına oturdum. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Oturmadan önce iki rekât namaz kılmana mânî olan şey nedir?” buyurdular. Ben de:

“–Yâ Rasûlâllah! Sizin ve insanların oturduğunu görünce ben de oturuverdim.” dedim. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“–Biriniz mescide girdiğinde, iki rekât namaz kılmadan oturmasın!” buyurdular. (Müslim, Müsâfirîn, 70)

NAMAZI KESMEKTENSE ÖLMEYİ TERCİH EDERİM

Ashâb-ı kirâm da Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in namaza olan iştiyâkından pek müstesnâ hisseler almışlardı. Buna dâir birkaç misâl şöyledir:

Bir grup tüccar gelerek Medîne-i Münevvere’nin yakınındaki musallâda[10] konaklamışlardı. Halîfe Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, Abdurrahman bin Avf Hazretleri’ne:

“–Müsâitsen gel bu gece şu kâfileyi hırsızlara karşı bekleyelim?” dedi.

Abdurrahman -radıyallâhu anh- kabûl edince kâfilenin etrâfında gece boyunca bekçilik yaptılar. Bu esnâda Allâh’ın takdir ettiği kadar nâfile namaz kıldılar… (İbn-i Sa‘d, III, 301; İbnü’l-Cevzî, Menâkıb, s. 77)

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bir seferden Medîne’ye dönerken bir yerde konaklamıştı. Ashâbına dönerek:

“–Bu gece bizi kim bekleyecek?” buyurdular.

Hemen Muhâcirlerden Ammâr bin Yâsir ile Ensâr’dan Abbâd bin Bişr -radıyallâhu anhumâ-:

“–Biz bekleriz yâ Rasûlâllah!” dediler.

Abbâd -radıyallâhu anh-, Hazret-i Ammâr’a:

“–Sen gecenin hangi kısmında; başında mı yoksa sonunda mı nöbet tutmak istersin?” diye sordu. Ammâr -radıyallâhu anh-:

“–Son kısmında beklemek isterim!” dedi ve yanı üzerine uzanıp uyuyuverdi. Abbâd -radıyallâhu anh- da namaz kılmaya başladı. O esnâda bir müşrik geldi. Ayakta duran bir karaltı görünce gözcü olduğunu anladı ve hemen bir ok attı. Ok, Abbâd’a isâbet etti. Abbâd -radıyallâhu anh- oku çıkardı ve namazına devam etti. Adam ikinci ve üçüncü kez ok atıp isâbet ettirdi. Her defasında da Abbâd -radıyallâhu anh- ayakta sâbit durarak okları çekip çıkarıyor ve namazına devam ediyordu. Derken rükû ve secdeye vardı. Selâm verdikten sonra arkadaşını uyandırarak:

“–Kalk! Ben yaralandım!” dedi.

Ammâr -radıyallâhu anh- sıçrayıp kalktı. Müşrik, onları görünce kendisini fark ettiklerini anladı ve kaçtı. Ammâr -radıyallâhu anh-, Hazret-i Abbâd’ın kanlar içinde olduğunu görünce:

“–Sübhânallah! İlk ok atıldığında beni neden uyandırmadın?!” dedi. Abbâd -radıyallâhu anh- namaza olan aşk ve şevkini, ibadetteki huşûunu gösteren şu muhteşem cevâbı verdi:

“–Bir sûre okuyordum, onu bitirmeden namazımı bozmak istemedim. Ancak oklar peş peşe gelince, okumayı kesip rükûya vardım. Allâh’a yemin ederim ki, Allah Rasûlü’nün korunmasını emrettiği bu gediği kaybetme endişesi olmasaydı, sûreyi yarıda bırakıp namazı kesmektense ölmeyi tercih ederdim.” (Ebû Dâvûd, Tahâret, 78/198; Ahmed, III, 344; Beyhakî, Delâil, III, 459)

Bu şekilde, nöbet tutacakları zaman veya yolda konakladıklarında[11] hemen namaza durmak, ashâb-ı kirâmın âdeti hâline gelmişti.

HZ. ALİ (R.A.) NAMAZDAYKEN AYAĞINDAN ÇIKARILAN OK

Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- bir taraftan cenk meydanlarında eşsiz kahramanlıklar sergilerken, diğer taraftan da ibadet hayatında müstesnâ bir huzur ve huşû ikliminde yaşardı. Bir muhârebede ayağına ok isâbet etmişti. Iztırâbının şiddetinden dolayı oku çıkaramadılar. Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-:

“–Ben namaza durayım da öyle çıkarın!” dedi.

Dediği gibi yaptılar. Hiçbir zorluk çekilmeden, kolayca çıkarıldı. Hazret-i Ali selâm verip; “–Ne yaptınız?” diye sorduğunda, oradakiler; “–Çıkardık!” dediler.

Zira Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-’ın vücudu, namazın huşûu ve mânevî hazzı ile âdeta kendinden geçmiş, dünyadan tecerrüd etmişti…

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, hakikî bir mü’minin namazla nasıl bir gönül irtibâtı içinde bulunduğuna şöyle işaret buyurur:

“(Mü’min) ölüp kabre konulduğunda, Güneş, gurûb (batış) hâlinde ona temessül ettirilir. Mü’min ölü, gözlerini ovuşturarak oturur ve:

«–Bırakınız beni, namaz kılayım.» der.” (İbn-i Mâce, Zühd, 32)


[1] Bkz. Abdurrazzâk, Musannef, III, 183; Heysemî, IX, 192.

[2] Bkz. İbn-i Mâce, Tahâret, 4; Muvatta’, Tahâret, 36; Ahmed, V, 276, 282; Dârimî, Tahâret, 2.

[3] Bkz. Tirmizî, Tahâret, 44/60; Ebû Dâvûd, Tahâret, 66/171.

[4] Bkz. Buhârî, Vudû, 75; Müslim, Zikir, 56.

[5] Bkz. Ebû Dâvûd, Cihâd, 162/2774-2775; İbn-i Mâce, Salât, 192.

[6] Bkz. Müslim, Zikir, 83; Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 22/1319.

[7] Bkz. Buhârî, Küsûf, 2-4; İbn-i Hibbân, Sahîh, VII, 68, 100. İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, II, 220.

[8] Bkz. el-Bakara, 45, 153; Âl-i İmrân, 41, 113; Hûd, 114; el-Hicr, 98-99; el-İsrâ, 78-79, 107; Meryem, 58; el-Enbiyâ, 130; en-Nûr, 36; el-Furkân, 64; eş-Şuarâ, 218-219; es-Secde, 15-16; Sâd, 17-19; ez-Zümer, 9; el-Mü’min, 55; el-Fetih, 29; Kāf, 39-40; et-Tûr, 48-49; el-İnsân, 26; el-Alâk, 19… İbn-i Abbâs v Kur’ân-ı Kerîm’de geçen “tesbîh” kelimelerinin umûmiyetle namaz mânâsına geldiğini ifâde eder. (Taberî, Tefsîr, XIX, 191, [en-Nûr, 36]) Hadîs-i şerîflerde de “tesbîh” kelimesinin nâfile namaz mânâsına kullanıldığı görülmektedir. Bkz. Buhârî, Teheccüd, 5; Müslim, Hayz 71, Mesâcid, 26; Ebû Dâvûd, Cihâd, 44/2551…

[9] Ebû Dâvûd, Salât, 156-157/904; Nesâî, Sehv, 18.

[10] Musallâ: Bir belde halkının cuma, bayram ve cenâze namazlarını bir arada kılmaları için tahsis edilen geniş mekâna verilen isimdir. İlk zamanlar, umûmiyetle şehirlerin dışında toplu namazlar için musallâlar hazırlanır ve bayram, cuma gibi toplu namazlar bugünkü gibi muhtelif câmilerde değil de, sadece namazgâh denilen bu musallâlarda kılınırdı. Böylece bütün şehir halkının her hafta bir araya gelmesi temin edilmiş olurdu.

[11] Bkz. Ebû Dâvûd, Cihâd, 44/2551.

Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   328 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam55
Toplam Ziyaret67747
Editörün Seçtikleri
Kütübü Sitte
Dua İstiyorum