• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/DuaKutuphanesi
  • https://plus.google.com/102328160961844257534/posts
  • https://www.twitter.com/DuaKutuphanesi
Kelime-i Şehadet
Takvim
Hediyelik Dualar
Kur'an-ı Kerim
Evliyalar Ansiklopedisi
Büyük Şafii Fıkhı
 Büyük Şafii Fıkhı
Hayatu's Sahabe

Vefakarlık ve Ahde Vefa Edenler

Nitekim savaşta gâlip gelmek, sayıya değil, haklı olmaya, doğruluğa, îman ve mâneviyâta bağlıdır. Bu sebeple zafer tâcı, ekseriyetle kemmiyetten ziyâde keyfiyet sâhibi orduların başına konmuştur.



Çanakkale’de yedi düvele karşı yiğitçe çarpışan şanlı ordumuz, sadece kahramanlık ve cesâret destânı değil, aynı zamanda bir de fazîlet destânı yazmıştır. Zira onlar, gönüllerindeki engin îman nûru sâyesinde Cenâb-ı Hakk’ın yardımına mazhar olmuş ve:

“Ey îman edenler! (Savaş için) bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebât edin ve Allâh’ı çok anın ki başarıya ulaşasınız.” (el-Enfâl, 45) âyet-i kerîmesinin canlı bir misâli olarak tarihe nakşolmuşlardır.

Nitekim savaşta gâlip gelmek, sayıya değil, haklı olmaya, doğruluğa, îman ve mâneviyâta bağlıdır. Bu sebeple zafer tâcı, ekseriyetle kemmiyetten ziyâde keyfiyet sâhibi orduların başına konmuştur.

Türk nesillerine îman idealinin bir tâlimgâhı olan Çanakkale’de kahraman ordumuz:

“Allah mü’minlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da Allah üzerine hak bir vaattir. Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O hâlde O’nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.” (et-Tevbe, 111) âyet-i celîlesinin muhtevasına bürünmüşlerdir. Böylece ezelde Cenâb-ı Hak ile yapmış oldukları ahde sadâkat göstermiş ve bu üstün vefâlarını, Allah yolunda canlarını seve seve vermek sûretiyle tescil ettirmişlerdir.

Şu hâdiseler de, harp meydanında korkusuzca savaşıp toprağın sinesine şehâdet terennümleriyle baş koyan vefâkâr şehitlerimizin, hanımlarının da nasıl vefâlı bir gönle sahip olduğunu göstermesi bakımından ne kadar dikkat çekicidir:

NASIL SOKAĞA ÇIKARIM EVLÂDIM!

Şemsi nene, küçük yaşta evlenmiş, kısa bir müddet evli kaldıktan sonra beyini yedek subay olarak askere göndermiş bir hanımdı. Beyini Çanakkale’ye uğurladıktan sonra vefât edinceye kadar bir kez olsun adımını evden dışarı atmadı.

Bu hususu merak eden bir hanım kendisine:

“–Şemsi nene! Bugüne kadar niçin hiç sokağa çıkmadın?” diye merakla sordu. Aldığı cevap, bütün güzelliğiyle vefâkâr bir gönlün hâlet-i rûhîyesini ifâde etmekteydi:

“–Nasıl çıkarım evlâdım! Beyim Çanakkale’ye giderken, dış kapının arkasında ellerimi tuttu, gözlerimin içine bakarak «Sevgili Hanımım! Gençsin, güzelsin, gözüm arkada kalmasın. Ne olur söz ver bana! Ben gelinceye kadar sokağa çıkma.» dedi. Ben nasıl sokağa çıkabilirim.”

VEFÂ ABİDESİ BİR ÖRNEK

Yine bu hususta Balıkesir’de hiç evlenmemiş ve “Yedi Bekârlar” ismiyle anılmakta olan hanımlar da câlib-i dikkat bir misaldir. Nitekim bu hanımlardan birisi olan berber Hayri Bey’in halası, bir gün vefât eder. Cenâzesinde birkaç akrabanın dışında kimse yoktur. Kılınan cenâze namazından sonra mevtâyı takip eden topluluk kabristana gelir ve kendisi için açılan mezara büyük bir itina ile yerleştirilir. Tam üzeri kapatılacakken, oradaki bir yakını şöyle bir hatırlatmada bulunur:

“–Aman unutmayalım, vasiyeti vardı!”

Biraz sonra, bir kese dolusu diş ile birkaç torba saç getirilir ve mevtânın üzerine konulur. Sonra da defin işlemi tamamlanır.

Cenâze merâsiminde bulunanlardan birisi merakla sorar:

“–Bunlar da neyin nesi? Niçin mezara konuluyor?”

Bu işin esrârına vâkıf olan bir kimse ise, onun bu merakını şu cevapla giderir:

“–Halamızın nişanlısı, nikâhtan hemen sonra daha düğün yapılmadan Çanakkale’ye gitmiş. Bir daha da dönmemiş. Gençliğinde çok güzeldi halamız. Çok isteyenler oldu. Lâkin o, nişanlısının hâtırasını kirletmemek için kimselerle evlenmedi. Bâkire öldü.

Mezara konulan diş ve saçlara gelince:

«–Yarın mahşer gününde, Huzûr-i İlâhîde beyim ile karşılaşırsam; “Bu ağızdan, senin adından başka erkeğin adı çıkmadı.” diyebilmek için ağzından dökülen bütün dişlerini biriktirmiş.» Yine «–Huzûr-i İlâhîde ona; “Başıma, saçıma yaban eli değmedi.» diyebilmek için tarağına takılan bütün saçlarını toplamış. Saçlarım şâhit olsun diye torbaya koymuş. Onların da kendisi ile beraber gömülmesini vasiyet etmişti. Bizler de bu vasiyetini yerine getirdik.”

VEFAKARLIK

Vefâkârlık, peygamberlere, velîlere ve fazîlet sâhibi kimselere âit bir vasıf olarak beşerî hayatı en yüce bir seviyede taçlandıran mânevî bir sıfattır. Bu itibârla bâzı müfessirler İslâm’ı; kalb ile tasdîk ve dil ile ikrarla beraber bütün kazâ ve kaderinde Allah Teâlâ’ya teslîmiyet ve vefâ olarak târif etmişlerdir.

Unutulmamalıdır ki, insanı insan yapan en önemli özelliklerden biri vefâ duygusudur. Bu duygu, sevilen veya sevilmesi gereken kimselere verilen değerin bir ölçüsüdür. Vefâ duygusuna sahip olmayanlar sadece kendini, zevkini ve menfaatini düşünen bencil kimselerdir.

Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   298 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam75
Toplam Ziyaret62591
Editörün Seçtikleri
Kütübü Sitte
Dua İstiyorum